Wikilala Logo
Günlüğe Geri DönAraştırma ve Keşif
Araştırma ve Keşif
30 Ağustos 2026
8 dk okuma

Bir Dilin Hafızasını Toplayan Adam: Şemseddin Sami

Kâmûs-ı Türkî’den Kâmûsü’l-A‘lâm’a, romandan tiyatroya ve gazetecilikten sözlükçülüğe uzanan olağanüstü bir üretim hayatı: Şemseddin Sami’nin eserlerine ve Türk kültür hayatında bıraktığı kalıcı mirasa yakından bakıyoruz.
Araştırma ve Keşif

İçerik Tablosu

1. Bir Dilin Hafızasını Toplayan Adam

  1. yüzyıl Osmanlı kültür hayatında bazı isimler vardır ki onları tek bir meslekle, tek bir eserle hatta tek bir çalışma alanıyla tanımlamak neredeyse imkânsızdır.

Şemseddin Sami bu isimlerin başında gelir.

Gazeteci, romancı, tiyatro yazarı, tercüman, ansiklopedist ve sözlükçü olarak farklı alanlarda üretim yapan Şemseddin Sami, yalnızca kendi döneminin en çalışkan aydınlarından biri değildi. Hazırladığı eserlerin önemli bir bölümü, aradan yüz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen bugün hâlâ araştırmacıların masasında duruyor.

Bir kelimenin 19. yüzyıldaki anlamını araştırırken Kâmûs-ı Türkî'ye başvuruyoruz.

Bir şehir, tarihî şahsiyet veya coğrafi ad hakkında dönemin bilgi birikimini görmek istediğimizde altı ciltlik Kâmûsü'l-A‘lâm karşımıza çıkıyor.

Türk romanının ilk dönemini incelerken Taaşşuk-ı Tal‘at ve Fitnat'ı; Osmanlı tiyatrosunun erken örneklerini araştırırken Besa yahut Ahde Vefâ, Seydî Yahya ve Gâve'yi görüyoruz.

Şemseddin Sami'nin eserleri farklı alanlara dağılmış görünse de hepsinin arkasında ortak bir eğilim vardır:

Bilgiyi toplamak, düzenlemek ve erişilebilir hâle getirmek.

Bu yönüyle onun 19. yüzyılda yaptığı iş ile bugün dijital kütüphanelerin yaptığı iş arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunuyor.

O, kelimeleri ve bilgileri alfabetik maddeler altında bir araya getiriyordu.

Bugün ise aynı bilgi dünyasını milyonlarca dijital sayfa içerisinde yeniden aranabilir hâle getiriyoruz.

“Dilimiz lisân-ı Türkî'dir, bu lisana mahsus lügat kitabına dahi başka isim düşünmek abestir.”

— Şemseddin Sami, Kâmûs-ı Türkî, İfade-i Merâm

2. Fraşiri’den İstanbul’a Çok Dilli Bir Osmanlı Aydını

Şemseddin Sami, 1850 yılında, Yanya vilâyetinin Ergiri sancağına bağlı Fraşiri köyünde dünyaya geldi.

Bugün Arnavutluk sınırları içerisinde kalan bu coğrafya, 19. yüzyılda farklı dillerin, dinlerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı çok katmanlı Osmanlı Balkan dünyasının parçasıydı.

Çocuk yaşta anne ve babasını kaybeden Sami, kardeşleriyle birlikte Yanya'ya giderek dönemin önemli eğitim kurumlarından Zosimea Rum Lisesi'ne devam etti.

Burada aldığı eğitim, ileride ortaya koyacağı eserlerin niteliğini anlamak bakımından son derece önemlidir.

Latince, Rumca, İtalyanca ve Fransızca öğrendi. Daha önce başladığı Arapça ve Farsça eğitimini de geliştirdi.

Böylece henüz genç yaşlarında hem Doğu hem de Batı kaynaklarına doğrudan ulaşabilecek dikkate değer bir dil birikimine sahip oldu.

Eğitimini tamamladıktan sonra bir süre Yanya Mektûbî Kalemi'nde çalıştı.

Fakat hayatındaki asıl büyük dönüşüm İstanbul'a gelişiyle başladı.

1870'lerin başında İstanbul'a yerleşen Şemseddin Sami, Matbuat Kalemi'nde görev aldı; aynı dönemde Hadîka, Sirâc ve Muharrir gibi gazetelerde yazılar yazdı, tercümeler yaptı ve kısa sürede İstanbul'un matbuat çevresinin dikkat çeken isimlerinden biri hâline geldi.

Bundan sonra memuriyet, gazetecilik, edebiyat, tercüme ve araştırma çalışmalarının iç içe geçtiği olağanüstü bir üretim hayatı başlayacaktı.

1850–1904 · Sözlükçü, Ansiklopedist, Yazar

Şemseddin Sami: Bir Ömre Sığan Farklı Dünyalar

3. Roman, Tiyatro ve Gazetecilik: Sözlükten Çok Daha Fazlası

Bugün Şemseddin Sami'nin adı öncelikle sözlüklerle anılıyor.

Oysa yazı hayatının ilk dönemine baktığımızda karşımıza çok daha farklı bir isim çıkar.

Henüz yirmili yaşlarının başındayken Taaşşuk-ı Tal‘at ve Fitnat'ı kaleme aldı.

Türk edebiyatının ilk telif romanlarından biri kabul edilen eser, Talat ve Fitnat'ın trajik aşk hikâyesi üzerinden görücü usulü evlilik, kadınların toplumdaki konumu, aile baskısı ve eğitim gibi Tanzimat döneminin önemli toplumsal meselelerini tartışıyordu.

Romanın ardından tiyatro eserleri geldi:

  • Besa yahut Ahde Vefâ
  • Seydî Yahya
  • Gâve

Şemseddin Sami aynı zamanda yoğun bir tercüme faaliyeti yürütüyor; Fransız edebiyatından eserleri Osmanlı okuruyla buluşturuyordu.

Gazetecilik hayatı da yalnızca İstanbul'la sınırlı kalmadı.

1874'te Trablusgarp'a giderek Türkçe ve Arapça yayımlanan Trablusgarp vilâyet gazetesinin başyazarlığını yaptı. Daha sonra İstanbul'a döndü; Rodos ve Yanya'daki çeşitli görevlerin ardından Tercümân-ı Şark gazetesinde çalıştı.

1878'den sonra ise gazetecilik giderek geri planda kaldı.

Şemseddin Sami artık hayatının büyük bölümünü kendisini bugün de hatırlamamızı sağlayan büyük çalışmalara ayıracaktı:

Sözlüklere ve ansiklopedilere.

4. Sözlükçülüğe Giden Yol: Kâmûs-ı Fransevî

Şemseddin Sami'nin sözlükçü olarak şöhreti doğrudan Kâmûs-ı Türkî ile başlamadı.

Önce Fransızcayla başladı.

Fransızcadan Türkçeye ve Türkçeden Fransızcaya hazırladığı Kâmûs-ı Fransevî çalışmaları, dönemin en kapsamlı iki dilli sözlükleri arasında yer aldı.

Bu eserleri daha pratik kullanıma yönelik Küçük Kâmûs-ı Fransevî takip etti.

Sözlük hazırlamak Şemseddin Sami için yalnızca bir dildeki kelimenin diğer dildeki karşılığını yazmaktan ibaret değildi.

Bir sözlüğün:

  • kolay kullanılabilir,
  • sistematik,
  • yaşayan dili esas alan,
  • anlam farklılıklarını açıkça gösteren,
  • mümkün olduğunca güvenilir

bir yapıya sahip olması gerektiğini düşünüyordu.

Bu çalışmalar sırasında geliştirdiği yöntem, daha sonra Kâmûs-ı Türkî'de olgunlaşacaktı.

Şemseddin Sami'nin sözlükçülük anlayışının merkezinde yalnızca kelime değil, kullanıcı vardı.

Bir kelimenin kolay bulunması, farklı anlamlarının ayrıştırılması, kökeninin gösterilmesi ve yaşayan dildeki kullanımının dikkate alınması, onun çalışmalarını klasik lügat geleneğinden modern sözlükçülüğe taşıyan önemli özellikler arasındaydı.

5. Büyük Bir Bilgi Mahzeni: Kâmûsü’l-A‘lâm

Şemseddin Sami'nin hayatındaki en şaşırtıcı çalışmalardan biri sözlük değil, devasa bir ansiklopedidir:

Kâmûsü'l-A‘lâm.

1889 ile 1898 yılları arasında yayımlanan eser altı ciltten oluşur.

Şemseddin Sami bu çalışmasını tarih ve coğrafya bilgilerinin büyük bir mahzeni olarak görüyordu.

Kâmûsü'l-A‘lâm yalnızca coğrafi isimlerden oluşan bir sözlük değildir.

İçerisinde:

  • ülkeler,
  • şehirler,
  • bölgeler,
  • tarihî devletler,
  • hükümdarlar,
  • devlet adamları,
  • bilim insanları,
  • şairler,
  • yazarlar,
  • tarihî şahsiyetler

hakkında binlerce madde bulunur.

Doğu ve Batı kaynaklarından derlenen bu bilgiler alfabetik bir düzen içerisinde bir araya getirilmiştir.

Bugün bir araştırmacı için en ilgi çekici yönlerinden biri ise eserin yalnızca verdiği bilgiler değildir.

19. yüzyılın sonunda dünyanın nasıl sınıflandırıldığını ve nasıl tanımlandığını göstermesidir.

Bir şehir hakkında yazılan madde o şehrin yalnızca coğrafi konumunu değil, döneminin bilgi dünyasındaki yerini de gösterir.

Bir tarihî şahsiyetin biyografisi, o kişinin Şemseddin Sami'nin çağında nasıl algılandığını ortaya koyar.

Bu nedenle Kâmûsü'l-A‘lâm bugün yalnızca eski bilgiler içeren bir ansiklopedi değildir.

Aynı zamanda 19. yüzyıl Osmanlı bilgi dünyasının büyük bir fotoğrafıdır.

Ve burada Wikilala açısından dikkat çekici bir paralellik ortaya çıkar.

Şemseddin Sami binlerce bilgiyi alfabetik maddeler altında toplayarak aranabilir hâle getiriyordu.

Bugün dijital teknolojiler, onun ve çağdaşlarının oluşturduğu aynı bilgi dünyasını milyonlarca sayfa içerisinden yeniden bulunabilir hâle getiriyor.

6. Kâmûs-ı Türkî: Bir Dilin Hazinesini Toplamak

Şemseddin Sami'nin bugün hâlâ doğrudan kullandığımız en önemli eseri hiç kuşkusuz Kâmûs-ı Türkî'dir.

Yaklaşık 29.000 kelimeyi bir araya getiren sözlük, 19. yüzyılın sonundaki Türkçenin olağanüstü bir söz varlığı kaydını oluşturur.

Ancak eseri önemli yapan yalnızca büyüklüğü değildir.

Şemseddin Sami'nin sözlüğün adına verdiği isim bile başlı başına bir düşüncenin ifadesidir.

Dönemin yaygın adlandırmalarından biri Lisân-ı Osmânî iken Sami, sözlüğünün adını açıkça:

Kâmûs-ı Türkî

olarak belirledi.

Bunun gerekçesini de önsözde açıkça ifade etti:

“Dilimiz lisân-ı Türkî'dir, bu lisana mahsus lügat kitabına dahi başka isim düşünmek abestir.”

— Şemseddin Sami, Kâmûs-ı Türkî, İfade-i Merâm

Bu yalnızca isimlendirme meselesi değildi.

Şemseddin Sami bir dilin sağlıklı biçimde yaşayabilmesinin, gelişebilmesinin ve gelecek nesillere aktarılabilmesinin, söz varlığının kayıt altına alınmasına bağlı olduğuna inanıyordu.

Bunu son derece güzel bir benzetmeyle anlatıyordu:

“Lügat kitabı bir lisanın hazinesi hükmündedir.”

— Şemseddin Sami

Sözlük gerçekten de bir dilin hazinesidir.

Çünkü kelimeyi kaydetmek yalnızca o kelimenin anlamını yazmak değildir.

Kelimenin taşıdığı düşünceyi, kültürü, gündelik hayatı ve tarihsel hafızayı da kaydetmektir.

Kâmûs-ı Türkî bu nedenle yalnızca bir sözlük değil, 19. yüzyıl Türkçesinin büyük bir dil arşividir.

7. Şemseddin Sami’nin Sözlükçülüğünü Özel Kılan Ne?

Şemseddin Sami'nin sözlükçülüğünün bugün bile dikkat çekici olmasının önemli nedenlerinden biri, yaşayan dile bakmasıdır.

Ondan önce hazırlanan sözlüklerde Arapça ve Farsçada bulunan ancak Türkçede fiilen kullanılmayan çok sayıda kelimenin de sözlüklere alınması yaygın bir uygulamaydı.

Şemseddin Sami ise Türkçenin gerçek kullanımına daha fazla önem verdi.

Sözlüğüne:

Türkçe kökenli kelimeleri,

Arapçadan gelen fakat Türkçenin parçası olmuş kelimeleri,

Farsçadan geçen kelimeleri,

Fransızca, Rumca, İtalyanca ve başka dillerden Türkçeye yerleşmiş ifadeleri

birlikte aldı.

Çünkü onun amacı ideal bir dil tasarlamak değil, yaşayan dilin hazinesini mümkün olduğunca doğru biçimde kaydetmekti.

Bu açıdan Kâmûs-ı Türkî aynı zamanda 19. yüzyılın sonunda toplumun nasıl konuştuğunu, hangi kelimeleri kullandığını ve Türkçenin farklı dillerle nasıl etkileşim içerisinde olduğunu gösteren son derece önemli bir tarihsel kaynaktır.

EserAlanÖnemi
Taaşşuk-ı Tal‘at ve FitnatRomanTürk edebiyatının ilk telif romanlarından biri
Besa yahut Ahde VefâTiyatroModern Osmanlı tiyatrosunun erken örneklerinden
Seydî YahyaTiyatroŞemseddin Sami'nin tarihî tiyatro çalışmalarından
Kâmûs-ı FransevîSözlükFransızca–Türkçe sözlükçülüğün önemli çalışmalarından
Küçük Kâmûs-ı FransevîSözlükPratik kullanıma yönelik Fransızca sözlük
Kâmûsü'l-A‘lâmAnsiklopediAltı ciltlik tarih, coğrafya ve biyografi ansiklopedisi
Kâmûs-ı ArabîSözlükArapça sözlükçülük alanındaki çalışması
Kâmûs-ı TürkîSözlükModern Türk sözlükçülüğünün temel eserlerinden

8. Türkçe ve Arnavutça Arasında Çok Katmanlı Bir Kimlik

Şemseddin Sami'nin hayatını bugünün kesin millî kimlik kategorileriyle açıklamaya çalışmak kolay değildir.

O, Fraşiri'de doğmuş Arnavut asıllı bir Osmanlı aydınıydı.

Türkçenin en önemli sözlüklerinden birini hazırlarken aynı zamanda Arnavut dilinin gelişmesine yönelik çalışmalarda da bulundu.

Arnavut alfabesinin oluşturulmasına katkı sağladı.

Arnavut dili üzerine çalışmalar yaptı.

Diğer taraftan hayatındaki en büyük eserlerin önemli bölümü Türkçe kaleme alındı.

Kâmûs-ı Türkî ile Türkçe sözlükçülüğün gelişiminde çok önemli bir yer edindi.

Kâmûsü'l-A‘lâm ile Osmanlı Türkçesinde kapsamlı bir ansiklopedi ortaya koydu.

Türk edebiyatının ilk romanlarından birini yazdı.

Bu çok katmanlı kimlik aslında 19. yüzyıl Osmanlı entelektüel dünyasının karakterini anlamamız açısından öğreticidir.

Bugün birbirinden kesin sınırlarla ayırdığımız kimlikler, çok dilli bir imparatorluk dünyasında aynı kişinin hayatında yan yana bulunabiliyordu.

Şemseddin Sami'nin mirasının hem Türkiye'de hem Arnavutluk'ta önemsenmesinin temelinde de bu çok yönlü kültürel hayat bulunuyor.

9. Son Yıllar: Türkçenin Geçmişine Doğru

Şemseddin Sami hayatının son döneminde yalnızca çağının Türkçesiyle ilgilenmedi.

Giderek Türk dilinin tarihine yönelmeye başladı.

Orhun Yazıtları, Kutadgu Bilig ve Türk dil tarihinin diğer önemli kaynakları üzerinde çalıştı.

Böylece yaptığı iş başka bir boyut kazandı.

Kâmûs-ı Türkî ile yaşayan Türkçenin kelimelerini kayda geçirirken, son dönem çalışmalarında bu dilin tarihî köklerini araştırıyordu.

Bir tarafta:

Bugün hangi kelimeleri kullanıyoruz?

sorusuna cevap arıyordu.

Diğer tarafta:

Bu dil nereden geliyor?

sorusunun peşinden gidiyordu.

Bu çalışmalarının tamamını yayımlamaya ömrü yetmedi.

Şemseddin Sami, 1904 yılında, henüz 54 yaşında İstanbul'da hayatını kaybetti.

Arkasında romanlar, tiyatro eserleri, gazeteler, tercümeler, ansiklopediler ve sözlüklerden oluşan son derece geniş bir külliyat bıraktı.

Fakat belki de bıraktığı en önemli düşünce şuydu:

Bir dili anlamak için önce onun kelimelerini ciddiye almak gerekir.

10. Şemseddin Sami’yi Wikilala’da Yeniden Keşfetmek

Şemseddin Sami'nin eserlerini bugün yalnızca modern harflerle hazırlanmış yeni baskılardan okumak zorunda değiliz.

Wikilala koleksiyonunda onun Osmanlı Türkçesiyle yayımlanmış farklı eserlerinin orijinal nüshalarına ulaşmak mümkün.

Kâmûsü'l-A‘lâm'ın farklı ciltleri, sözlük çalışmaları ve tiyatro eserleri bunlardan yalnızca bazıları.

Bu eserlerde yalnızca sayfaları görüntülemek değil, koleksiyon üzerinde tam metin araması yapmak da araştırmacıya bambaşka imkânlar sunuyor.

Örneğin Kâmûsü'l-A‘lâm'ın binlerce sayfası içerisinde belirli bir:

  • şehir,
  • şahıs,
  • ülke,
  • devlet,
  • kavram

aranabilir.

Bir kelimenin Şemseddin Sami'nin farklı eserlerinde nasıl kullanıldığı araştırılabilir.

Aynı kişi veya yer adının dönemin başka kitap, gazete ve dergilerinde nasıl geçtiği Wikilala koleksiyonu üzerinden karşılaştırılabilir.

Böylece Şemseddin Sami'nin 19. yüzyılda kurmaya çalıştığı aranabilir bilgi düzeni, bugün dijital teknolojiler aracılığıyla yeni bir araştırma biçimine dönüşüyor.

Bir Asır Sonra Hâlâ Açılan Kitaplar

Şemseddin Sami'nin önemini yalnızca ortaya koyduğu eserlerin sayısıyla açıklamak mümkün değil.

Asıl dikkat çekici olan, bu eserlerin bir bölümünün aradan yüz yılı aşkın zaman geçmesine rağmen hâlâ doğrudan kullanılabiliyor olmasıdır.

Kâmûs-ı Türkî bugün yalnızca tarihî bir sözlük değildir; 19. yüzyıl Türkçesinin kelime hazinesine açılan önemli bir kapıdır.

Kâmûsü'l-A‘lâm yalnızca eski bir ansiklopedi değildir; dönemin dünyayı, şehirleri ve tarihî şahsiyetleri nasıl tanımladığını gösteren büyük bir bilgi arşividir.

Şemseddin Sami'nin yaptığı işin temelinde bilgiyi sistemleştirme düşüncesi vardı.

Kelimeyi kaydetmek.

Bilgiyi sınıflandırmak.

Aranan şeyi bulunabilir hâle getirmek.

Bugün dijital kütüphaneler ve tam metin arama teknolojileriyle yaptığımız işin temelinde de aynı düşünce bulunuyor.

Bu nedenle Şemseddin Sami'nin eserlerini yeniden okumak yalnızca geçmişe bakmak değildir.

Bilginin nasıl düzenlendiğini, nasıl korunduğunu ve nesiller arasında nasıl aktarılabildiğini yeniden düşünmektir.

Wikilala · Yazar Koleksiyonu

Şemseddin Sami’nin Tüm Eserlerini Wikilala’da Keşfedin

Kaynakça ve İleri Okuma

  • Abdullah Uçman, “Şemseddin Sâmi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 38.
  • Agâh Sırrı Levend, Şemsettin Sami.
  • Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, C. III.
  • Ömer Faruk Akün, “Hayatı, Hizmetleri ve Eserleri ile Şemseddin Sâmi”.
  • Şemseddin Sami, Kâmûs-ı Türkî, “İfade-i Merâm”.
  • Şemseddin Sami, Kâmûsü'l-A‘lâm.
  • Şemseddin Sami, Taaşşuk-ı Tal‘at ve Fitnat.
  • Doç. Dr. Harun Tuncer, “Aşamadığımız Sözlükçü: Şemseddin Sami”, Kelime.com.
#Şemseddin Sami#Kâmûs-ı Türkî#Kâmûsü’l-A‘lâm#Sözlükçülük#Osmanlı Türkçesi#Tanzimat